3. gün Sabri Bey'in evinde geçer�
SABRİ: Çocuklar belki bana kızıyorsunuz ama
biraz da beni anlamaya çalışn. Eğer iyi niyetli bir
insan olmasam bugüne kadar her görüşmeye gelip bu konuları
öğrenmeye çalışr mıydım? Ben de gerçekleri öğrenmek
istiyorum ama insanın yaşilerledikçe bazı şeyler daha
zor oluyor.
MURAT: Sabri Bey öyle söylemeyin, kimse size
kızmıyor. Dün konuştuklarımızı hatırlayın, bir şeyi
anlamak veya anlamamak, kabul etmek veya etmemek sizin
kaderinizde. Ve hiç kimsenin bu kaderi değiştirmeye
gücü yetmez. İşte bunu çok iyi bildiğimiz için bizim
sorumluluğumuz gerçekleri size anlatmak. Ama seçim hakkı
size aittir.
SİBEL: Murat haklı.
TOLGA: Murat yanında bir kitap getirmişsin,
bugün hangi konuyu konuşacağız?
MURAT: Bu kitap Kuran. Daha önce size Kuran'dan
verdiğim örnekleri hep ezberden okumuştum bu sefer siz
de okuyup kendi gözlerinizle görün diye yanımda getirdim.
Bugün eğer siz de kabul ederseniz insanların maddesel
dünyanın gerçek mahiyetini bilmeden davranınca hangi
güç durumlarda kaldıkları ve gerçeği öğrenince gösterdikleri
tepkilerin sebepleri hakkında konuşalım.
SİBEL: Bunlar aynı zamanda benim sorularımın
da cevabı.
TOLGA: Anlatacaklarını duymak için sabırsızlanıyorum.
MURAT: Şimdi size Kuran'dan bazı ayetler okuyacağım.
Bu ayetler üzerine konuşurken iki gündür konuştuğumuz
bütün konuları bir daha gözden geçirmişolacağız. Şu
ana kadar konuştuklarımız hakkında eğer bir tereddüt
taşyorsanız bunu da söylemenin tam sırası.
TOLGA: Ben öğrendiğim şeyler karşsında söyleyecek
bir şey bulamıyorum. Hem gözümün önünde duran gerçeği
öğrendim hem de bütün hayata bakışm tersine döndü. İnsan
düşündükçe bu konuyu hayatının her alanına yayma imkanı
buluyor. Yaşadığım her an benim için önemli, anlamlı
bir hale geldi. Herşeyi bir mucize gibi görmeye başladım.
Ama çok eksiğim olduğunun da farkındayım.
SİBEL: Ben zaten inançlı bir insandım ama benim
inanç olarak gördüğüm şeyle, gerçekten Allah'a iman
etmek, O'nu her yerde görmek, O'nun bütün varlığının,
gücünün, sıfatlarının farkına varmak arasında çok büyük
bir fark var. Ben sadece başma bir işgeldiğinde ya da
bir sınava gireceğim zaman dua ederdim. Ramazan gelince
ailece oruç tutardık, bazen de ölümü hatırlayıp korku
duyardım ama şimdi Allah'ı çok daha fazla anmam ve düşünmem
gerektiğini anlıyorum. Çevremdeki insanların hemen hemen
hepsi bu şekilde yaşyor, bu şekilde düşünüyor. Ben bir
an önce herşeyi öğrenip aileme, dostlarıma anlatmak
istiyorum. Zaten bir iki gündür bende bir değişiklik
olduğunun da farkındalar.
MURAT: Sabri Bey�
SABRİ: Ben bu konuda konuşmak istemiyordum ama
yine de söyleyeyim. Tamam teknik olarak hiçbir şüphem
kalmadı ama bu öğrendiğim şeyleri günlük hayata geçirmekte
biraz zorlandım. Yani uğraştığım, zihnimi meşgul eden
o kadar çok konu var ki bu gerçeği aklımda tutamıyorum.
MURAT: İsterseniz bu söylediklerinizi aklınızda
tutun, birazdan konuşalım.
SABRİ: Nasıl istersen.
MURAT: Daha önce söylediğim gibi, Kuran'da Allah'ın
tek güç sahibi olduğu, herşeyi sarıp kuşattığı ve herşeyin
tek hakimi olduğu konusunda çok sayıda ayet var. Ben
size bunlardan bazılarını okuyacağım. İlk önce Bakara
Suresi'nin 255. ayetini okuyorum:
"Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışnda, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O'nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek
büyüktür."
Bu ayet ve bu konudaki diğer ayetlerde Allah'ın sıfatları
belirtiliyor ve az önce konuştuğumuz, halk arasında
yanlışbilinen anlayışn aksine, Allah'ın her an her olayı
kontrol ettiği, her an her yerde olduğu ve mutlak varlığı
belirtiliyor. Bu konuyla ilgili diğer bir ayette, Bakara
Suresi'nin 115. ayetinde de, "Doğu
da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın
yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah kuşatandır,
bilendir" deniliyor.
SİBEL: Bir Müslüman olmama rağmen bugüne kadar bir kere
bile Kuran'ı okumadım. Bu konunun Kuran'da bu kadar
açık anlatıldığını da tahmin etmiyordum.
MURAT: İnsanlar doğruları öğrenmek için Allah'ın
insanlara indirdiği Kitabı okumak yerine kulaktan dolma
bilgilere itibar ediyorlar. Oysa bu son derece hatalı
bir davranış. Her insan Kuran'dan sorumludur ve Kuran'ı
okumak, ayetlerini öğrenmek ve uygulamakla yükümlüdür.
Ama zaten siz bunun önemini artık anladınız diye düşünüyorum.
SABRİ: İtiraf etmeliyim ki Sibel gibi ben de
bu yaşma kadar bir kere bile Kuran okumadım. Halbuki
çok da imkanım olmuştu.
MURAT: Geç kalmış değilsiniz. Gerçeği öğrenmenin,
hatadan dönmenin yaşyok.
SABRİ: Haklısın.
MURAT: Bizi ve herşeyi yaratan Allah, Kuran
ve elçileri vasıtasıyla bize doğru olanı, güzel olanı,
yanlışve kötü olanı açıkça bildirmiştir. Burada sadece
birkaç tanesini okuduğumuz ayetlerin dışnda, Kuran'da
hayatımızın her yönünde bize rehberlik edecek, doğru
yolu gösterecek öğütler vardır. İnsanın en önemli işi,
Yaratıcısı'ndan gelen bütün öğütleri, emirleri, yasakları,
mesajları en iyi şekilde öğrenip, anlayıp uygulamaya
çalışmaktır. Bunun önünde bir mazeret olmaz. Aksi halde
Nur Suresi'nin 39. ayetinde: "İnkar
edenler; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba
benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında
bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da)
Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri
görendir" şeklinde belirtildiği gibi, hayal olan
bir hayatı şuursuzca yaşayıp pişman olacağı bir sonla
karşlaşması pek muhtemel olacaktır.
SABRİ: Arkadaşlar daha fazla tereddüt etmenin
manasız olduğunu anlıyorum. Aslında üç gündür bu işin
sonuçlarını tahmin ediyordum, konuştuğumuz şeylerde
bir açık nokta, tek bir hata dahi bulamadım. Ve sonuçta
tereddüt etmekle kendimi kandırdığımı anladım. Evet
gerçeklerden korktuğumu itiraf etmem gerekiyor. Belki
sizin kaybedecek fazla bir şeyiniz yok ama ben yıllardır
sahip olduğum herşeyi bir anda kaybetmek istemiyordum.
Benimkisi malını, mülkünü, çocuklarını, ailesini, işini,
bir anda elinden kaçıran bir insanın mantıksız itirazlarından
başka bir şey değildi ancak kendisini kandırmaya çalışan
bir insanın bu tavrı gerçeği değiştirmiyor.
| İnsan, bu anlatılanlar doğrultusunda biraz derin düşünürse, bu hayret verici, olağanüstü durumu kendisi de açıkça fark eder. Yani, dünyadaki bütün olayların bir hayalden ibaret olduğunu... |
MURAT: Sabri Bey sizi tebrik ediyorum. İnanın
sizin verdiğiniz tepkiyi veren insan sayısı çok az.
Ancak bir şey yanlışanlaşlıyor galiba. Siz hiçbir şey
kaybetmişolmuyorsunuz. Aksine çok büyük bir kazanç içine
giriyorsunuz. Çünkü sahip olduğunuz herşeyin size Allah
tarafından verilmişnimetler olduğunu anlıyorsunuz. Dünyadaki
imtihan ortamı içinde Allah'ın sizi bu güzel nimetlerle
denediğini, bunları cenneti kazanmanız için bir araç
olarak size verdiğini öğreniyorsunuz. Sakın unutmayın,
herşeyi zihninde yaşadığını öğrenen bir insan aslında
hiçbir şey kaybetmez, aksine olayların gerçek yüzünü
anladığı için büyük bir kazanç elde eder. Mesela bir
görüntü ile muhatap olduğunu, herşeyin Allah tarafından
kendisine izlettirildiğini kavrayan bir insan bu bilgiye
göre hareket edince, sahip olduğu şeylere layık oldukları
kadar değer verir. Asıl rağbet etmesi gerekenin Rabbimiz
olduğunu unutmaz. Üstelik herşeyin Allah'tan gelen bir
nimet olduğunu bildiği için kendisine verilen tüm nimetlerden
çok daha büyük bir haz duyar. Bu nimetlere durmaksızın
şükreder. Ama aynı zamanda hepsinin bir deneme konusu
olduğunu da bilir ve hiçbirini sahiplenmez, tutkuya,
hırsa kapılmaz. Böylece Allah'ın istediği gibi bir hayat
sürerek ölümden sonra daha güzel bir hayatı seyretmeye
başlar.
SABRİ: Hiç bu açıdan düşünmemiştim.
MURAT: Enam Suresi'nin 70. ayetinde, Allah "Dinlerini
bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı
kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la)
hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake
düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi,
ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de
kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake
uğrayanlardır" şeklinde buyurmuştur. Bu ayetten
anlaşlacağı gibi kibirli, kendini beğenmişhatta kendini
adeta bir ilah gibi gören bazı kişiler, aslında sinema
perdesindeki bir görüntü gibi hayal olduklarını anladıklarında
o gururun yerini büyük bir acizlik ve küçüklük duygusu
alıyor. Dünya sevgisi ile gözü dönenler, sahip oldukları
herşeyin bir hayal olduğunu görünce dünyanın, çocuklarının,
makamlarının, servetlerinin, çevresinde güç sahibi olarak
gördüğü arkadaşlarının hepsinin Allah'a ait olduğunu,
Allah'ın hakimiyeti altında olduğunu anlayıp derinden
sarsılıyorlar. Bu durumda da iki tane seçimleri oluyor.
Ya madde ve dünyaya olan tutkuları sona eriyor ve Allah'a
yöneliyorlar ya da tam tersine bu gerçeği unutmaya çalışp
dünyaya daha çok sarılıyorlar. Ama kendi kendilerini
kandırdıklarını bildikleri için de hep huzursuz, gerilimli
ve azap dolu bir yaşam sürüyorlar.
SABRİ: Ben doğru olanı seçiyorum Murat. Tabii
ki gerçeklerden kaçmanın faydası olmadığını çok iyi
anladım. Ama bu anlattıkların kalbimi daha da pekiştirdi.
MURAT: Gerçekten de siz doğru olanı seçmiş gözüküyorsunuz.
Zaten güzel olan gerçek olandır.
SİBEL: Murat, gördüğü görüntüyü beyninin içinde
gördüğünü anlamayan veya anlamazlıktan gelen birçok
insan var bildiğim kadarıyla. Bunlar yazar, bilim adamı,
profesör olarak itibar görüyor. Özellikle bu konuyu
teknik yönden eksiksiz bilen bu kişiler, bu konuyu anlatmıyorlar
ya gizliyorlar ya da bu konuyu bilen bir insan gibi
davranmıyorlar. Mesela tıp ve biyoloji alanında uzmanlaşmışkişiler
bile bu konuyu bilmiyor mu?
MURAT: Sibel aslında bu sorunun cevabını biraz
önce Sabri Bey verdi. Elbette birçok insan bu konuyu
bir şekilde biliyor. Eğer bu konu tek başna görüntülerin
beyinde olduğuyla sınırlı kalsaydı emin ol şu an herkes
kabul ediyor olurdu. Ancak dışdünya ile muhatap olamadığını,
herşeyi beyninin içinde algıladığını anlayan bir insan
hemen ikinci aşamayı, yani bu görüntüleri Allah'ın yarattığını
ister istemez fark ediyor. Bütün hayatını sahip olduğu
ve arzu ettiği maddi değerlerin üzerine kurmuşbir insan
bu durumda gerçekleri anlamazlıktan gelmeye yöneliyor.
Çünkü bu gerçekler ona, Allah'ın ve buna bağlı olarak
hesap gününün, cennet ve cehennemin varlığını da hatırlatıyor.
Eğer karşmızdaki şuurlu ve vicdanlı bir insansa hayatını
bu gerçeğe göre yeniden düzenliyor. Bu durumda bir sorun
çıkmıyor ancak bazı insanlar bu olayı fark edince paniğe
kapılıp kendilerini kandırmayı tercih ediyorlar. Bu
gerçek onlara korku ve endişe veriyor. Sabri Bey'in
de söylediği gibi sanki unutmakla veya gözünü kapatmakla
gerçeklerden kurtulacaklarını düşünüyorlar. Gerçekleri
kavrayamayan insanların durumuna Rum Suresi'nde şu şekilde
dikkat çekiliyor:
"Onlar, dünya hayatından (yalnızca)
dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır".
(Rum Suresi, 7)
SABRİ: Ben kendimden biliyorum, insan tutkularına
esir oluyor. Yani bazı şeyleri fark ediyorsun ama sahiplendiğin
şeylerin hiçbiri üzerinde bir hakimiyetin olmadığını,
herşeyin seni de yaratmışolan Allah'ın kontrolü altında
olduğunu düşünmek ilk anda biraz değişik oluyor. Bir
de kendini çok güçlü, çok zeki, başarılı ve mevki sahibi
bir işadamı olarak gördüğünde "başn göklerde oluyor".
Böyle bir insana aslında "yaşadığın herşey zihninde,
bu paraların, fabrikaların, işçilerin, sekreterlerin,
malların, evlerin, arabaların asıllarıyla muhatap değilsin."
dediğinde hırsları devreye giriyor.
MURAT: Yani, ayette
"Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmışaltın ve
gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan
tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı.
Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel
yer Allah katında olandır." (Al-i İmran Suresi, 14)
şeklinde belirtildiği gibi.
SABRİ: Evet tam da ayette söylendiği gibi.
MURAT: Kuran'da şeytan anlatılırken onu azdırıp
Allah'a isyan ettiren sebeplerin başnda madde sevgisi
ve mutlak varlık olma hırsı vurgulanmaktadır. Bu şeytani
tutku insanı büyük bir hırsla dünyaya bağlamak ister.
Hayal olmak "hiç"lik olmak, azametli, gururlu insanların
asla kabul etmeyecekleri bir gerçektir. Öyle bir gerçek
ki reddi mümkün değil, yaşanarak ispatlanıyor ancak
buna rağmen dünya hırsı ve onu kaybetme ihtimali bazı
kişilerin bu apaçık hakikati düşünmesini engeller. Kuran'da
şeytanın kendini beğenmişliği ve azgınlığı özellikle
vurgulanmıştır. Bakın okuyorum:
"Onlar da İblis'in dışnda secde ettiler.
O secde edenlerden olmadı. (Allah) Dedi ki: Sana emrettiğimde
seni secde etmekten alıkoyan neydi? (İblis ) Dedi ki:
Ben ondan daha hayırlıyım; Beni ateşten yarattın onu
ise çamurdan yarattın." (Araf Suresi, 11-12)
SİBEL: Murat bu önemli gerçekleri bize sabırla
anlattığın için sana çok teşekkür ediyorum. Bu konu
üzerinde çok düşünmüştüm ve eksik kalan hiçbir detay
olmamasını istiyorum. Allah'ın izniyle bugün aklımda
hiçbir soru işareti, hiçbir belirsizlik kalmadı.
MURAT: Asıl ben bu güzel sohbet için teşekkür
ederim. Ancak acele etme Sibel, hala anlatmak istediğim
birkaç şey daha var. İsterseniz gelin biraz televizyonu
açıp seyredelim. Bu konuyla ilgili birkaç örnek daha
çıkabilir karşmıza.
TOLGA: Bakın en sevdiğim şov programı başladı.
Televizyonda bir şov programı var, şimdi düşünüyorum
da birisi buradaki sunucuya gidip gerçekleri anlatsa,
yani bu seyircilerin, onu göklere çıkartan bu kalabalığın
aslında beyninde olduğunu, alkışseslerinin, peşindeki
sayısız gazetecinin, kendi güzelliğinin, malının, ailesinin
de aynı şekilde zihninde canlanan görüntüler olduğunu,
şu an aslında Allah'ın huzurunda olduğunu, herkesin
övdüğü zekasının bile kendisine ait olmadığını söylese
ne tepki verirdi merak ediyorum.
SİBEL: Herhalde o kadar hoşuna gitmezdi� Bak
bu kanalda da ekonomi konusunda açık oturum var. Onların
durumu daha da zor. Bütün ekonominin, paraların, bankaların,
enflasyonun, müşterilerin, IMF'nin seyrettikleri bir
görüntü olduğunu onlara nasıl anlatırsın bilmiyorum?
Ciddi ciddi konuşuyorlar, çıkıp "bunlar sizin zihninizde,
bu hırslardan uzaklaşn, yalnızca Allah'ın rızasını arayan
bir yaşama yönelin." desen, elinden oyuncağı alınmışçocuk
gibi kızabilirler�
MURAT: Evet haklısın Sibel. Bu insanların en
büyük hatası, gerçekleri unutup dünyaya hırsla bağlanmaları.
Halbuki insanlar Allah'a teslim olsa, O'na güvenip dayansalar,
gerçeklerden kaçmayı bıraksalar çok mutlu, huzurlu olur
ve güven içinde yaşarlar. Allah, Kendisi'ne yönelen
insanlara daima doğru yolu gösterir, sorunları varsa
en güzel çözümleri onlara verir. Bakın bu konuda bir
ayet okumak istiyorum size:
�Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah)
ona bir çıkışyolu gösterir; Ve onu hesaba katmadığı
bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse,
O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir�
(Talak Suresi, 2-3)
SİBEL: Çok önemli bir gerçek bu. Yani şu televizyonda
izlediğimiz insanlar dünyevi hırslarını bırakıp Allah'a
yönelirlerse ancak içinde bulundukları sıkıntılı durumdan
kurtulabilirler.
MURAT: Evet Sibel. Ayrıca biraz önce söylediğin
gibi, bir hayalden başka bir şey olmayan şeyler sanki
varmışgibi davranan bu insanlar, içinde bulundukları
durumu fark etseler herhalde çok zor durumda kalırlar.
Bir hayal peşinde ömrünü geçirip en sonunda durumu fark
eden bir insanın pişmanlığını, küçük düşmüşlüğünü tarif
etmek mümkün değil. Bakın Kehf Suresi'nde bu kişilerin
durumu nasıl açıklanıyor:
De ki: "Davranış(ameller) bakımından
en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim
mi? Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken,
kendilerini gerçekte güzel işyapmakta sanıyorlar. (Kehf
Suresi, 103-104)
SABRİ: Tüm hayatımı yeniden gözden geçirmem
ve kendimi Allah'a teslim etmem gerektiğini artık çok
iyi anlıyorum.
SİBEL: Ben de öğrendiklerimden sonra eski ben
olmayacağım. Murat'ın söylediği gibi yeni bir hayata
başlamışdurumdayım. Öğrendiğim şeyleri düşünüp hayata
geçireceğim. Allah'tan başka bir güç sahibi olmadığı
için öncelikle O'nu tanımakla, O'na yakın olmakla ve
O'nun istediği gibi davranmakla başlayacağım. Tabii
tüm bunları yapabilmek için hemen bir Kuran alacağım
ve Allah'ın benden istediklerini öğreneceğim.
TOLGA: Bu durumda demek ki hepimiz aynı fikirdeyiz.
Şu üç gün içinde bütün dünyam, bütün planlarım değişti.
Ben bir öğretim görevlisi olduğum için üzerimde ayrıca
büyük bir sorumluluk da hissediyorum. Öğrendiğim bu
gerçeği daha da derinleştirip bilmeyenlere anlatmak
benim için en önemli vicdani sorumluluk haline geldi.
MURAT: Arkadaşlar, unutmayın ki birkaç gün içinde
çok önemli gerçekler üzerinde konuştuk. Ben size bu
gerçekleri anlatıyor gibi gözükmüşolabilirim. Oysaki
ben de sizlerle birlikte dinledim. Hiçbir insanın konuşma,
düşünme gücü yoktur. Allah insanın kaderinde neyi tespit
etmişse onu konuşur ve onu düşünür. Allah bizlere bu
konuşmalarla Kendi kudretini anlatmış, hatırlatmışoldu.
Bunu anladıktan sonra hepimiz O'ndan yardım dilemeli
ve Hz. Süleyman gibi, "Rabbim...
bana hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham
et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat" (Neml
Suresi, 19) diye dua etmeliyiz.
... Sen yücesin,
bize öğrettiğinden
başka bizim
hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen,
hüküm ve
hikmet sahibi olansın.
(Bakara Suresi,
32)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder